Klasik Müzik Konserinde Sahneye İç Çamaşırı Fırlatan Tarihin İlk Fangirlleri: Franz Liszt’in Çılgın Hayranları

Klasik müzik denilince tıpkı rock konserlerindeki gibi çılgın ve bağrışan bir dinleyici kalabalığı akıllara gelmiyor olabilir. Fakat tarihte yaşanmış örnekleri mevcut. Ünlü piyanist Franz Liszt için Tarihteki ilk ‘fangirllerin’ sahibi desek yalan olmaz. Kendisi piyanoya parmağını dokundurur dokundurmaz izleyiciler adını haykırmaya başlıyordu. Gelin birlikte fanlarının onun için ne kadar ileri gittiğine bir bakalım. ?

Kaynak: https://listverse.com/2017/12/13/10-c…

Piyanist Franz Liszt tarihin ilk fangirllerine sahip.

Sahneye iç çamaşırı fırlatan ve çığlık atan kadınlar, klasik müzik konserlerini düşündüğümüzde çoğu insanın aklına gelmez, ama tarihte ilk başladığı yer aslında bir klasik müzik konseri. One Direction, Bts ve Justin Bieber’dan çok önce, konser salonları çığlık atan, bayılan, ona aşık kadınlarla dolu bir kişi daha vardı: Piyanist Franz Liszt. Fanları kendilerine Lisztomania adını vermişti ama bu isim daha çok bir hastalıkmış gibi anılıyordu. 

Franz Liszt’in parmakları piyanoya dokunduğu anda salondaki kadınlar o kadar çıldırıyordu ki doktorlar fandomunun bir akıl hastalığı salgınına sahip olduğuna ciddi olarak inanmaya başlamıştı. Sadece bununla da kalmadılar. Liszt fanları başka neler yapmış bir bakalım. ?

1. Fanları sahneye iç çamaşırlarını fırlatıyordu.

Franz Liszt, o zamana kadar dünyanın hiç görmediği bir sembol etkisi yaratmıştı. Klasik müzisyenler, biraz fazla alkışlarlarsa seyirciyi kontrolden çıkmış olarak görüyorlardı. Liszt sahneye çıktığında ise insanlar iç çamaşırlarını sahneye atmaya başladılar. Bazıları mendiller, gül buketleri veya birkaç yırtılmış giysi atarlardı. Ön sırada ondan birkaç santim uzakta oturur, yüzündeki her ayrıntıyı görebilmek için dürbünle ona bakarlardı. 1842’de Berlin’deki kaotik bir gösteri sırasında, birkaç kadın Franz Liszt’i kanlı canlı gördüğünde kontrol edilemez, histerik kahkahalara boğuldu, diğerleri de kendinden geçti. Böyle bir şey tarihte ilk defa oluyordu. ‘Aşktan bayılan kadınlar’ vardı.

2. Ona ait kullanılmış izmaritlerden kolye yapıldı.

Bir Franz Liszt konseri bittiğinde kadınlar sahneye çıkar ve bulabildikleri hatıraları çalmaya çalışırlardı. Terli mendilleri için savaşırlardı ve kadife eldivenlerini paramparça ederlerdi, böylece oradaki her kişi küçük bir parçasını eve götürebilirdi. Bazıları ise konsere hazırlıklı gelirdi. Liszt’in şovlarına cam şişeler getiren kadınların raporları mevcut. İçtiği kahve fincanındaki tortuları şişelerine döküyorlardı. Böylece nereye giderlerse gitsinler dudaklarına değmiş bir şeyi yanlarında taşıyabileceklerdi. Bir yazar, bir kadının Liszt’in kullanılmış izmaritini pis oluktan çıkardığını gördüğünü anlatmıştı. Sadece eve götürmekle de kalmamış, bu külleri üzerinde elmaslarla yazılmış “F. L.’ harfleri olan bir madalyonun içine koydurmuştu. Madalyon elbette kokuyordu. Ama gittiği her yerde takıyordu.

3. Erkek fanları da azımsanamayacak kadar çoktu.

Franz Liszt için çıldıran sadece kadınlar değildi. Erkekler de onu severdi. O kadar ki, ne kadar yakışıklı olduğuna dair uzun şiirler bile yazdılar. Liszt’i şahsen gördükten sonra Rus eleştirmen Yuri Arnold şunları yazdı: ‘Eve gelir gelmez ceketimi çıkardım, kendimi kanepeye fırlattım ve en acı, en tatlı gözyaşları ile ağladım.’ 

Bunları hisseden tek kişi o değildi. Liszt’i gördükten sonra Stasov ve Serov adlı iki arkadaş; “Sonsuza dek, o gün, 8 Nisan 1842’nin bizim için kutsal olacağına ve ölene kadar bir saniyesini bile unutmayacağımıza yemin ettik.’ demişti. Hans Christian Andersen ‘Küçük Deniz Kızı’ hikayesini yazmakla meşgul olmadığı vakitlerde, zamanını Liszt’in cazibesi hakkında yazarak geçirirdi. Liszt’i ilk kez gördükten sonra günlüğüne ”Liszt salona girdiğinde sanki içimden bir elektrik çarpması geçmiş gibiydi.’ diye yazmıştı. ‘Sanki her yüzün üzerinden bir güneş ışığı geçti.”

4. İnsanların onun karşısında tam anlamıyla dili tutuluyordu.

Franz Liszt sevgilinizi kolaylıkla çalabilirdi. Kim olduğunuz önemli değildi. Ünlü Fransız romancı Honore de Balzac olsanız bile, karınız Liszt’in görünüşü hakkında şiir yazıyor olacaktı. Zavallı Balzac’a da aynen böyle oldu. Liszt’i evine davet ettiğinde, Balzac’ın metresi ve müstakbel karısı Eva Hanska çıldırdı. Liszt’le tanıştığı için o kadar heyecanlıydı ki konuşamıyordu bile. Ama o gittiğinde günlüğüne, ”Gözleri camsı ama zekasının etkisi altında parlıyor ve kesilmiş bir elmas gibi yüzü var. Her parçası, saçı, vücudu ve ağzı onu cennetsi bir rüya yapıyor.’ diye yazmıştı.

5. Neredeyse soylulardan bile üstün muamele görüyordu.

Liszt’in peşindekiler sadece ünlüler de değildi. Kraliyet ailesinin bile onun için çıldırmasına neden oldu. Bir eleştirmenin dediği gibi, Franz’a diğer gerçek kişiler tarafından bile daha çok “kral gibi’ davranıldı ve bu söz hiç abartı değildi. Avrupa’yı gezmek için Almanya’dan ayrıldığında, kral ve kraliçe ayrılıyor diye ona veda etmek için balkona çıktılar. Liszt’in altı beyaz atın önderlik ettiği bir kraliyet arabasına yerleştirilmesi ve ardından 30 koç ve kraliyet onur muhafızlarından oluşan bir alayı ile onu uğurlaması için koca bir alay kurdular.

6. Saçından bir tutam isteyenlerin baskılarına daha fazla dayanamayarak bir köpek almıştı ve onun tüylerini insanlara saçıymış gibi veriyordu.

Liszt’i bu kadar popüler yapan şeyin bir kısmı da gösterişli, asi uzun saçlarıydı. Hiç kimse daha önce bir erkekte böyle bir şey görmemişti ve bazıları bunun için takıntılı hale geldi. Kadınlar, Liszt’e o mükemmel at yelesi gibi saçlarından bir tutam göndermeleri için yalvaran mektuplar gönderirdi. Böylece saçı madalyonlarda saklayabilir ve onu her zaman yanlarında tutabilirlerdi. Hayranlarını hayal kırıklığına uğratmak istemeyen Liszt, kendi saç rengiyle uyuşan bir köpek aldı ve her mektup aldığında onun tüylerinden gönderdi.

Kendisi öldüğünde bile, fanlar saçını istemekten asla vazgeçmediler. Liszt’in cesedini bulan kadın, cesedinden bir tutam saç kesmek için izin istemişti.

7. Ünlü dansçı Lola Montez ondan ayrıldığı için bir otel odasını darmaduman etmişti.

Liszt’in birçok ilişkisi vardı ama hiçbiri Lola Montez’le olan ilişkisi kadar çalkantılı değildi. Kendisi Üç Silahşörler kitabının yazarı Alexandre Dumas ve Bavyera Kralı ile ilişki kurmasıyla ünlenen erotik bir dansçıydı. Aşıkları arasından en sevdiği de şüphesiz Franz Liszt olmuştu. Ama Liszt, öyle görünüyor ki, onun kadar bu ilişkiye bağlı değildi. Lola Montez ile bir otel odasındalarken gece gizlice dışarı çıktı. Montez mutlu değildi. Öfkeyle, dışarı çıkmadan önce odadaki her mobilyayı kırdı ve harabeye çevirdi. Ancak Liszt, görünüşe göre ayrılışının sahip olabileceği etkiyi biliyordu. Gitmeden önce otel sahiplerine bir tomar para vermişti bile. Otel odasının harabe haline gelmek üzere olduğu konusunda onları uyarmıştı.

8. Menajeri sadece Liszt’e değil, düet yaptığı sanatçıya da çiçek atmaları için fanlarına para teklif etmişti.

Şarkıcı Giovanni Battista Rubini Liszt ile turneye çıktığında, Liszt’in menajeri Sinyor Belloni, Rubini’nin bununla nasıl başa çıkacağı konusunda endişeliydi. Çılgın kadınlar sadece Liszt için bağırırsa üzülebileceğinden korkuyordu. Bu nedenle Rubini’nin Liszt kadar sevildiğini hissetmesini sağlamak için performansları sırasında Rubini’ye çiçek atmaları için insanlara para ödedi. Rubini ise ilgiyi sevmişti. Tur sona erene ve Belloni ona faturayı gönderene kadar…  Belloni, Rubini’nin özgüveninin kırılmasını istememişti ancak görünüşe göre bunun bedelini ödemeye istekli değildi.

9. Doktorlar Lisztomania’ya yakalanmasınlar diye insanları aşılamayı bile düşündü.

Franz Liszt artık sadece popüler değildi, kimilerince sosyal bir sorun olarak görülüyordu. Onun döneminde insanlar, insanları nasıl etkilediği hakkında makaleler yazdılar ve “Lisztomani” terimini icat eden Heinrich Heine, bu soruna “gerçek delilik” olarak atıfta bulundu. Doktorlar bunu açıklamaya çalışıyordu. Bazıları konser salonlarında yayılan bir mikrop veya bir tür kitlesel epileptik salgın nedeniyle Lisztomaniyi suçladı. Hatta bazıları halkı buna karşı nasıl “aşılayacakları” hakkında makaleler bile yazdı. Bu artık onların gözünde sadece bir fandom değil, hastalık topluluğuydu. Yine de kimse bir tedavi bulamadı.  Neuigkeits-Bote adlı bir makale, insanları Lisztomaninin “bulaşması” konusunda uyaran bir makale bile yayınlamıştı. Liszt’in kasabadan ayrılışını kutlayan bir yazıda şu sözler geçti; ‘Kadınlar sonunda bir kez daha çocuklara, mutfağa ve kocalarına bakıyorlar.”

10. Günümüzde hala etkisi süren, çokça konuşulan bir artist.

Bugün, bilim insanları hala Franz Liszt’in insanları nasıl bu kadar delirtmeyi başardığını inceliyorlar. Teorilerinden bazıları biraz tuhaf. Örneğin, bir araştırmacı Liszt’in müziğinin hızlı temposunun seyircinin beyinleri üzerinde akıl yürütme yeteneklerini kapatan elektriksel nörolojik bir etkiye sahip olabileceğini söylüyor. Diğer araştırmalar, Lisztomani’nin müziğin insanlardaki cinsel dürtülere olan etkisini ortaya çıkardığını öne sürdü. Bazıları ise bunun tıpkı kuşlar gibi partnerini etkilemek için melodileri kullanma efektinden kaynaklanabileceğini düşünüyor. Liszt, bakımlı saçları olan yetenekli bir piyanistti. Yani ekranda adeta bir tavus kuşuydu. Teoriye göre, kadınları aşktan bayılttı çünkü o çok mükemmeldi. İnsanlar bununla nasıl başa çıkacaklarını bilmiyorlardı, bu yüzden sinir sistemleri aşırı heyecanlanmaktan daha fazla dayanamıyordu.

Bu çılgınlık derecesinde sevme durumunu siz olsanız normal karşılayabilir miydiniz?

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*